Now Playing Tracks

Hayat iyi ya da kötü ya da güzel ya da çirkin değil. Hayat nötr ve tam da olması gerektiği gibi aslında.

Bazen bir an geliyor, adı konulmamış kocaman bir fobiye sahip olduğumu  derinden hissedebiliyorum: “Yaşamı yaşayamama” korkusu bu.

Hayat gidiyor ve ben çok şey kaçırıyorum. Yeterince okumuyorum, dinlemiyorum, görmüyorum ve bilmiyorum. Bana hezeyan yaşatacak o anı ıskalıyorum işte ben. Coşkuya kapılmam gereken o manzaranın içinde değilim. İleride zararı dokunur ya da bana karşı kullanırlar diye, o dışlanmış hazlarımı erteliyorum. Oysa yaşama dair hiçbir şey iyi ya da kötü ya da güzel ya da çirkin diye ayrılmamalı. Önemli olan derin ve coşkulu olmaları çünkü. Önemli olan her şeyi en güçlü şekilde algılaman ve en güçlü şekilde hissetmen; gerçeğe yakın olman.

Manson üzgün mü yoksa bana mı öyle geliyor? Ya da ben üzgünüm diye mi Manson üzgün?

Üzgün insanlar görüyorum ve hepsine koşup “Hayır, iyi olabilirsin! Ne istiyorsan onu olabilirsin!” demek istiyorum.

Günlüğümün içine sıçıldı. Ve geri döndürmeye çabalamakla gitmesine izin vermek arasında kaldım. Endişeli sayılmam.

Sigara içmek konusunda teorilerim var. Ama teorimi teorikte değil pratikte açıklamayı planlıyorum.

Bir şeyi yaparken kazancın kaybından daha mı büyük, önemli olan bu. Kaybına değiyorsa yap, değmiyorsa yapma. Her şey anın genel karşısındaki dengesiyle alakalı aslında.

Yani 20 yıl boyunca sigara içiyorsam ciğerlerimin içine ediyorumdur ve en iyi ihtimalle ileri yaşlarda sağlıksız ve göt gibi gebereceğimdir. 20 yıl boyunca içtiğim sigaraların da anca %20’sini zevkle içmişimdir, geri kalanı salt bağımlılıktandır.

Ama sigarayı hayal etmenin ya da sigarayı içerken yaşadığın anlık zevkin sana çok daha ucuza geleceğini ve gerçekten sigara içmene değeceğini fark edersen hayatın daha kolay olur.

Aynı şey içki için de geçerli. Çoklarımız ne kadar iyi içki içtiğiyle ve 8-9 biraya kadar hiçbir şekilde devrilmediğiyle ilgili övünür durur. Oysa ben o kafanın dumanlı halini, yerinde bir kadeh içerek hafifmeşrep olabilme durumunu seviyorum. Her seferinde ancak 10 birayla o kıvama gelecek olsaydım şişik bir mide, sürekli tuvalete gitme ihtiyacı ve tek gecede harcanan paralarla baş edemeyip zaten içmeyi azaltırdım.

Bunun dışında, bir ilişkide yapılabilecek birkaç büyük hata var.

1. O kişiyi değerinden fazla sevmek ve severken kendini kaybetmek. Bütün duygularını bir insana harcayıp, ileride karşına çıkacak olanlara hiçbir şey bırakmamak.

2. Kendini harcadıktan sonra bir de durup her şey için kendini suçlamak.

Yapabileceğin diğer muhtemel hatalarda en fazla ilişkini kaybedersin, bu ikisinde ise kendini yaralarsın.

Gerçi her şeyi bildiğimi söylemiyorum ama elimde en azından size yarayabilecek bir şeyler vardı diye umuyorum.

“Her kimseniz, her neyseniz, her neyse.”

Bugün biber gazı yemek ne demek onu öğrendiğim güzide gündür.

Yemin ederim mahfoldum ya. Vallahi de mahfoldum billahi de. Gecenin bir saati karşıya geçen aklıma edeyim.

Bir arkadaşım var. Kötü olduğunu ve gelmemi istediğini söyledi. Çok ısrar etmesine rağmen o yolun ne demek olduğunu bildiğim için en az 1 saatimi onunla tartışmakla geçirdim. Sonra o teklifinden hiçbir şekilde caymayınca lanet olsun al yolu Vio diyerekten sırtıma çantamı alıp dışarı atıldım. Gitmesi bir o kadar zordu hani oraya, ama dönmesi daha da zor. Vapur yok metrobüs yok metro yok. Bu ne lan. Yok yani. Adam diyor ki “Geçemezsin. Hiç geçiş yok karşıya.”

Lan nasıl olur? İşi olanlar var 1 Mayıs diye her bok kapalı değil ya. Mesela ben. Gideceğim yani işe sabahın köründe kalkmışım sırf bunun için.

Ayaklarıma kara sular indi yürümekten deli dumrul oldum. Bir amcayla yoldaşlık yapa yapa geldik şişliye kadar, uzatmayayım. Ama var ya harbiyeye geldik, sanki iç savaş var. Kaldırımlar sökülmüş, her şey devrilmiş, arabalar gittikçe yollardan taşlar sıçrıyor, kocaman bir ateş yakmışlar ortalığı duman götürüyor, patlama sesleri vs vs.

Benim gibi ne yapacağını bilemeyen ve zorunlu rotası olan tipler dolmuşlardan inip trafiğe kapalı yollarda yürümeye başladı. Aslında o çatışmalar çekilse sonra da editlense iyi bir siyasi ya da savaş filmini büyük masraftan kurtarır şaka maka.

Neyse, ben de güruhu takip ediyorum işte. Bizim olduğumuz yerde toz yok duman yok, ama bir rüzgar esiverdi. Hepimiz bok olduk yolun ortasında. Millet kusuyor millet ağlıyor millet küfrediyor. Kaçamadık yani nasıl kaçacaksın o şeyden. Her yanım cayır cayır yandı. Blogumdan da bildiğiniz oldukça ve mutlakça sosyalist bir arkadaşım bana biber gazı yediği bir zamanı anlatmıştı. Zerre abartısı yokmuş kızın. Boğazım yanıyordu resmen ciğerlerime kadar dayandı acı. Gözlerimden nasıl yaşlar geliyor. Öksürenleri filan duyuyorum halkım benden beter durumda.

İşte o curcunada benim amcayla olan yoldaşlığım benim onu satıp ilk bulduğum taksiye atlamamla sona ermiş oldu. Taksiye 25 lira verdikten sonra da 1 Mayıs orgazmı yaşayıp rahatladım.

Sonuç olarak aklınız varsa 1 Mayıs’ta uslu durun. Biberin selamını aldığınızla kalmayın.

Anonymous

Anonymous asked:

c2 ye gelmiyorsun hiç ?

Evet, aslında c2 boş zamanın olunca saçmalamak için iyi bir yer ancak orada fazla bile vakit harcadım bence. Şimdileri interneti yalnızca işlerimi halletmek için kullanıyorum.

Sözlü kültürlerde bir bilgi için birine başvurulduğunda amaç, her iki taraf için de hemen sorunun yanıtlanması değil, sorulan soru ayarında, hatta ondan üstün bir soruyla karşılık vermektir. Sözlü geleneğin hala korunduğu İrlanda’ya giden bir gezginin güneyde Cork ilinde yaşadığı bir olay buna güzel bir örnektir:

Yabancı postane duvarına yaslanmış bir yerliye gidip duvara eliyle vuruyor ve soruyor: Burası postane mi? Cork’lu böylesine abes bir soruya kanmıyor, yabancıyı sessizce süzdükten sonra yoksa aradığın posta pulu mu? sorusunu soruyor. Yabancının kendisinden bilgi edinmek için değil, kendisine bir şey yapmak için yaklaştığına inanan bu İrlandalı, karşısındakine aynı şeyle karşılık verip durumun ne olacağını deniyor. Efsaneye göre Cork halkı, sorulara böyle karşılık verirmiş. Her soruyu başka bir soruyla yanıtlar, sözlü bilincin hep tetikte olması gerektiğine inanırmış.

Hayatımdaki en amaçsız örneği okudum resmen. Allah’ım sen esirge imana geldim!

Ne efsane ne efsane amk.

To Tumblr, Love Pixel Union